Pazartesi, Temmuz 15

İç hastalıkları uzmanı Dr. Nijat Ahmadlı’dan diyabetin merak edilen tarafları!

Diyabet nedir: Diyabet, vücudumuzda pankreas adlı salgı bezinin yeterli miktarda insülin hormonu üretememesi veya ürettiği insülinin etkin bir şekilde kullanılamaması sonucu gelişen ve maalesef ömür boyu süren bir hastalıktır. Besinlerle aldığımız glukoz, insülin hormonu aracılığı ile hücre içine girer. Hücreler bu glukozu yakıt olarak kullanırlar. Eğer glukoz miktarı vücudun gerekli ihtiyacından fazla alınırsa karaciğerde ve yağ dokusunda depolanır.

1-Kimler diyabet açısından yüksek risklidir/kimlerde diyabetten şüphelenilmelidir?

  • Obezler
  • Birinci derece akrabalarda diyabet öyküsü olanlar
  • Kolesterolü yüksek olanlar
  • Polikistik over hastalığı olanlar
  • Stres altında yaşayan kişiler
  • Daha önceden gizli şeker tanısı konulanlar
  • Kronik pankreas iltihabı, pankreas’ın tümörleri ve geçirilmiş ameliyatları olanlar


2-diyabet hangi belirtilerle başlar?

  • Sık sık idrara çıkma, ağız kuruluğu, çok su içme, susuzluk hissi
  • Halsizlik, yorgunluk, ciltte kuruma ve yaralarda geç iyileşme
  • Enfeksiyonlara yatkınlık, sık sık enfeksiyon gelişmesi
  • Ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma görülür.


Sık sık idrar çıkarma niye olur?: Hücreler glukozu yeterli miktarda kullanamadığı zaman kanda şeker düzeyi yükselmeye başlar, belirli düzeyden sonra o kadar yükselmeye başlar ki vücut artık hangi yolla olursa olsun bu fazla şekeri düşürmeye çalışır. Mesela böbreklerden idrar ile şekeri atmaya çalışır. İdrar ile atılan bu şeker beraberinde suyu da kendisi ile sürükleyeceğinden kişi fazla miktarda idrar çıkarmaya başlar. Devamında aşırı su kaybedilince doğal olarak aşırı su içme ihtiyacı da duyulur.

Zayıflama: eşzamanlı alınan gıdalardan yararlanamayan vücut enerji kaynağı olarak bu sefer depolardaki yağları yakıt olarak kullanmaya başlar ve sonuçta hasta kilo kaybeder. Bunların gelişmesi için gereken süre, pankreas’ın beta hücrelerindeki tahribatın miktarına ve yıkımın hızına bağlıdır. Tahribat bazen haftalar, aylar, hatta yıllar boyunca bile sürebilir. Bu sürenin kısa olduğu durumda vücut enerji gereksinimi için kendi proteinlerini ve yağlarını kullanmak zorunda kalır. Yağların yıkımıyla oluşan keton cisimleri dediğimiz son ürünler vücut için çok zararlı atıklardır, birikerek ketoasidoz gibi acil tabloyu meydana getirebilir.

3-Diyabet tanısı nasıl konulur?


Açlık kan şekeri (AKŞ) ölçümü veya Oral Glikoz Tolerans Testi (OGTT) yapılarak saptanır. AKŞ ölçümü 100-125 mg/dl olması gizli şeker (pre-diyabet) göstergesidir. AKŞ’nin 126 mg/dl veya daha yüksek olması diyabet tanısı koydurur.


Tokluk kan şekerinin 200 mg/dl üzerinde olması.


Diğer önemli tanı aracımız HbA1C dediğimiz kanda son üç aylık şeker ortalamasının 6,5 ve üzerinde olmasıdır.


OGTT testi dediğimiz diğer yöntemde ise kişiye glukozdan zengin sıvı verildikten 2 saat sonraki şeker değeri ölçülür. 2. saat şekeriölçümü 140-199 mg/dl ise gizli şeker, 200 mg/dl ve daha yüksek ise diyabet tanısı konulur.

Peki gizli şeker tıbbi adıyla pre-diyabet nedir? 
Şekerin normalden yüksek olmasına rağmen diyabet tanısını koymaya yeterli yükseklikte olmaması durumudur. Çalışmalar pre-diyabetik kişilerde 10 yıl içinde diyabet geliştiğini göstermiştir. Eğer pre-diyabet varsa kalp-damar hastalığı ve inme riski %50 artmış demektir.


4-Şeker hastalığının tedavisi nasıldır? İlaçlı/ilaçsız?


Tedavide ana unsurlar şöyle sıralabilir:

  • Tıbbi Beslenme yöntemi: Hastalara sağlıklı beslenmeyi öğretmek, şeker kontrolünü sağlamada altın anahtar niteliğindedir. Kişiye özel beslenme planı uygulanarak, hipo ve hiperglisemi gibi dalgalanmalar önlenmelidir.
  • Egzersiz: Kan şekeri regülasyonuna ciddi yardımcı olur.  İlaveten düzenli egzersiz yapanlarda kilo kontrolü de sağlanacaktır.
  • İlaçlarla tedavi:
    Tip 1 diyabetli’lerin insüline mutlak ihtiyaçları vardır. Vücutta insülin üretilmediği için enjeksiyon yolu ile insülin uygulanmalıdır. Tip 2 diyabetlilerde ise beslenme ve yaşam tarzı değişikliği yeterli olmazsa ilaçlara veya insülin kullanımına gerek duyulabilir.

Hangi Durumlarda İnsülin Tedavisi Verilmelidir?


Diyet/egzersize dikkat edilmesine ve aldığı ilaçlara rağmen şekeri yüksek seyreden diyabetlilere, ameliyat geçirecek hastalara, hamilelikte şeker kontrolü sağlanamayan kadınlara, ciddi enfeksiyon geçiren kişilere, ilerlemiş diyabetik ayak yarası olanlara insülin tedavisi uygulanmalıdır. 

İnsülin’in yan etkisi varmı?
En önemli yan etkisi bazen şekeri fazla düşürmesidir (diğer adıyla hipoglisemi). Kandaki şeker 50 ml/dl’nin altına indiği zaman ciddi hipoglisemi görülür.

  • Takipli doktorunuza danışmadan insülin dozlarında değişiklik yaparsanız
  • Sık öğün atlarsanız
  • Öğünde almanız gerekenden daha az karbonhidrat içeren besin tüketirseniz
  • Bazı günler daha fazla hareketliyseniz veya ağır egzersiz yaparsanız hipoglisemi gelişebilir.

Hipoglisemi belirtileri ise aşırı halsizlik takatsizlik, titreme, terleme, baş dönmesi, denge kaybı, şuur bulanıklığı, bulanık görme olabilir.

5-tedavi edilmezse komplikasyonlar dediğimiz ciddi durumlarla karşılaşabiliriz: akut ve kronik olarak 2 gruba ayrılır:

  • Akut komplikasyonlar: Hipoglisemi, diyabetik ketoasidoz ve non-ketotik hiperosmolar koma
  • Kronik Komplikasyonlar: retinopati (diyabete bağlı gözlerin hasarı), nefropati (böbreklerin hasarı), nöropati (sinirlerin hasarı), kardiyo-vasküler hastalıklar ve dirençli enfeksiyonlar gibi sıralanabilir.

6-kalıcı tedavisi var mı: kalıcı tedavisi maalesef yok ama iyi takip ve tedavi ile yıllarca kontrol altında stabil seyredebilmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir