Perşembe, Nisan 18

İlk olma özelliği taşıyor! Girişimler sonuç verdi, Twitter tazminata mahkum edildi

Şikayet edilen paylaşımı kaldırmayan Twitter tazminata mahkum edildi. Gerekçeli karar içeriği itibarıyla bir ilk olma özelliği taşırken; Twitter’ın gerekli engellemeyi yapmaması hukuka aykırı bulundu. Böylece Twitter’ın Türkiye’de adli muhatabı olduğu kabul edildi. Avukat Cüneyd Altıparmak, sürecin detaylarını anlattı.

Twitter hakkında tazminata hükmedilen kararın Gerekçeli Kararı yayınlandı. Kararda Twitter‘ın Türkiye’deki şirketi adli muhatap olarak kabul ediliyor. Kararda ise sosyal medya şirketlerinin yargılanmasının devletin egemenlik hakkı kapsamında olduğuna hükmedildi.

Kararın üç önemli özelliği var: Twitter‘ın Türkiye’de adli muhatabı olduğu kabul edildi. Sosyal medya şirketleri kullanıcıları korumak zorunda. Ayrımcı, nefret ve hakaret içeren ifadelerin ne olduğuna şirketler değil egemenlik hakkı çerçevesinde Türk Mahkemeleri verir.

“ŞİKAYET EDİLEN PAYLAŞIMI UZUN SÜRE KALDIRMADILAR”

Avukat Cüneyd Altıparmak sürecin detaylarını anlattı. Kararda şu ifadeler yer aldı: “…Kullanılan ifadeler içeriği itibariyle 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kapsamında kişilik haklarına saldırı mahiyetinde olduğu gibi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında da haksız fiil hükmündedir. Yine kullanılan ifadeler davacılara karşı dini, etnik, ideolojik bağlamda ayrımcılık anlamına gelecek ifadelerdir. Davacıların bu konuda yaptığı suç duyurusu sonucunda failin bulunması için Twitter‘ın iş birliği yapmamasının da etkisiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği görülmüştür. Yine davacıların adli şikayetinin yanı sıra Twitter‘ın kendisine sistem üzerinde ilgili uzantı, buton, bağlantıları kullanarak durumu şikayet ettikleri ancak hesap ve paylaşımın uzun süre kaldırılmadığı anlaşılmakla, bu durumun davacıların manevi varlıkları üzerinde olumsuz etki meydana getirdiği ve gerek özel gerekse de ticari itibarlarını zedelediği açıktır. Mağdur olan davacıların haklarını arayabilmeleri için davalı şirketin hukuki yardım ve bilgi paylaşımında bulunmadığı, ayrıca sorunun ortadan kaldırılması için herhangi bir çaba sarf etmediği kanaatine varılmıştır.

“BUNA İMKAN VERMEMELERİ GEREKİYOR”

Davalının sorumluluğu değerlendirilirken taraflar arasındaki ilişkiyi de açıklamak gerekmektedir. Davacılar ile davalı şirket arasındaki ilişki, esas itibariyle bir sözleşme ilişkisidir. Bu ilişki kapsamında tarafların birbirlerine karşı edim ve yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu edim ve yükümlülükler davalı Twitter tarafından belirlenen “Hizmet Şartları” ve “Kurallar ve Politikalar” kapsamında belirlenmiş olup davalı şirketin bu şartlar kapsamında üyelerine karşı sözleşme sorumluluğu bulunmaktadır. Twitter şirketi bu şartlar, politika ve kuralları kapsamında tüm kullanıcılarının haklarını ve hukukunu gözeteceğini ve özellikle nefret ve ayrımcılık içeren paylaşımlara ilişkin olarak gereğini yapacağını, bu gibi durumların Twitter’ı kullanma kurallarına aykırı olduğunu kabul etmiştir. Bu konuda davalı şirketin kullanıcılarına açık bir taahhüdü bulunmaktadır… Eldeki davaya konu paylaşımlar da aynı kapsamda kalmakta, davacıları açıkta hedefe koymakta ve orantısız biçimde ayrımcılık ve nefrete maruz bırakmaktadır. Davalı şirketin sözleşme sorumluluğu ve kendi taahhüdü kapsamında Twitter’ın böyle bir duruma imkân tanımaması gerekmektedir.”

DAVANIN KABULÜNE KARAR VERİLDİ

Son olarak belirtmek gerekir ki; kimliği ve bilgileri davalı şirket tarafından haklı neden olmaksızın gizlenen dava dışı üçüncü kişi tarafından davacılara 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49 ve devamı maddeleri uyarınca bir haksız fiil gerçekleştirildiği, bu haksız fiilin aynı zamanda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve devamı maddeleri kapsamında kişilik haklarına saldırı mahiyetinde olduğu, ayrıca bu fiilin 4237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 122. Maddesinde yer bulan Nefret ve Ayrımcılık Suçu ve/veya 125. Maddesinde yer alan Hakaret suçuna vücut verebileceği, yine yukarıda belirtildiği üzere dava dışı üçüncü kişinin eyleminin ayrımcılık, şiddet ve taciz mahiyetinde olduğu, bunun da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile yasaklandığı, üye devletlerin ayrımcılık, şiddet ve taciz içeren eylemleri engelleme görevinin bulunduğu, bu görevin yerine getirilmesinin devletlerin egemenlik alameti sayılacağı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de bu görevini organları vasıtasıyla yerine getireceği, bu doğrultuda Türk yargısının eldeki davaya bakmaya yetkili olduğu, davalı şirketin de sözleşme hükümleri kapsamında davacılara karşı taahhütleri doğrultusunda saldırıları bertaraf etme ve etkilerini ortadan kaldırma veya azaltma bağlamında hızlı ve etkin davranma yükümlülüğü bulunduğu, ancak bu yükümlülüğünü yerine getirmediği ve bu suretle davacıların zararının artmasına sebebiyet verdiği, davalıların manevi olarak zarara uğradığı, ruhsal yönden olumsuz etkilendikleri, ayrıca hayatın olağan akışı gereği dava konusu paylaşımlar nedeniyle özel ve iş yaşamlarında itibarlarının zedelendiğinin kabulü gerektiği, davalı şirketin savunma yapmadığı, haklı bir neden ortaya koyamadığı, taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine ve kendi taahhütlerine aykırı hareket ederek davacıların manevi zararına sebebiyet verdiği kanaatiyle davanın her iki davalı yönünden de kabulüne karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur…”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir